Get Adobe Flash player
Siyasal Yazılar

Demokrasi ve Din/01

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

İslamcı bir cemaat grubunun siyasal İslamcı iktidara karşı giriştiği 15 Temmuz 2016 darbe girişimi esnasında, TRT de okunan bildirisinde “Demokrasiden”, inşasından dem vurmakta, yolsuzluk, hırsızlık yapanlardan hesap sorulacağından ve diktatörlüğe son verileceğine ilişkin bir dizi vaatler sıralamakta, darbe girişimi komitesinin adını da “ “yurtta sulh konseyi” olarak ilan etmekte iken;

Darbenin başarısızlığa uğramasıyla birlikte siyasal İslamcı iktidar da darbenin bastırılmasını demokrasinin zaferi olarak ilan etmekte, demokrasinin korunması için iktidarın yetkilileri halkı sokaklara çıkmaya “direnişe” çağırmaktadır. Darbeci İslamcılar demokrasi getirmeyi vaat ederken, siyasal İslamcı iktidar “Demokrasiyi koruduğunu ilan etmektedir. Darbeci cemaate göre “demokrasi yoktur, bunlar darbeyle diktatörlüğü devirip demokrasiyi kuracaklardır, iktidara göre darbe bastırılarak demokrasi korunmuştur. Hangisi?... Demokrasi var mıdır yok mudur?.

Eski zamanlarda bu tür durumlara “ mefhumu muhalif” derlermiş… Her iki tarafında birleştiği ortak nokta, ortada demokrasinin filan olmadığıdır. Aslında ne darbeci cemaatin derdi demokrasidir, ne de siyasal iktidarın… Niçin?

Devamını oku...

 

İpsizler Müfrezesi

Sanatsal Yazılar - Genel Sanatsal Yazılar

İki kişiydiler ve inanmışlardı çağın teknolojisinin en modern ateş kusucusunun ellerindeki eski, çakaralmazlarla alt edileceğine… Onlar, çağın teknolojisinin en modern ateş kusucularına mermilerini sürerken, eski çakaralmazların namlularına sürülen yaşam ve namustu. Teknolojinin son harikası silahlar sahipleri gibi yaşamı yok etmeye programlanmış asık suratlı, omuzlarındaki apoletlerinden kuş sürüleri ürken generallerdi… Generaller… Konçlu çizmeleri ve deri kırbaçlarıyla gökyüzünü ateşe vermenin hazzıyla sevişirler, çocuk ölümleriyle orgazm olurlardı… Kadınlar saatlik ve satılıktı ve kendilerini de bir ana doğurmamıştı… Her yerdeydiler ve geçtikleri ovalar yangın, denizler çöldü, yerde bir tutam çimen bitmez, derelerden bir avuç su akmaz, gökyüzünde sabahın alaca serinliğinde bir kırlangıç kanat çırpmazdı. Onlar faşizmin apoletli generalleriydi.

Tanımazlardı birbirlerini, ta ki o yıl ülkeleri işgal edilip kızıl ordu gerilla saflarına çağrılıncaya kadar. Biri tarım işçisiydi, ücretli ırgat, diğeri bir fabrikada torna ustası… Ölümün adı gözlerinde ürkütücü ve ürperticiydi ve çıkınlarında taşıdıkları ekmek kadar kutsaldı hayat. Sabahın erken saatlerinde günün burnuyla giderlerdi işlerine, birisi nasırlı elleriyle torna tezgahına yapışır, diğeri çapaya dayanarak seyrederdi hasat tarlasını bir uçtan diğerine… İkisinin de geceleyin gökyüzündeki yıldızlara hayranlıkları sır değildi ve ihmal etmezlerdi yollarının üstündeki bahçelerden bir gül koparmayı…

Devamını oku...

 

Darbenin Anatomisi

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

-DEVLET VE DEMOKRASİ-

Pehlivan tefrikasına dönüştürülen 15 Temmuz/2016 başarısız darbe girişiminin nedenleri tartışılırken, sınıfsal karmaşıklığın çok yönlü toplumsal ilişkileri gözetilmeden konu üzerinde ahkâm kesmek, görünürle yetinmek günceli tarihsel olana tercih etmekle eş anlamlıdır. Konu üzerinde birçok varsayımlar üretilip sorunun üstünün örtülmesi, nedenlerinin örtbas edilmesi sorunu ortadan kaldırmaz, tersine kangrene çevirir, yazılı ve görsel medyada yapılan da budur, sorunu magazinleştirmektir.

Askeri darbeler tarihin bir mirası değildir ve kapitalizmin emperyalist aşamaya ulaşmasıyla birlikte Emperyalizm olgusunun geri bıraktırılmış ülkelerde devleti ekonomik ve siyasi, toplumsal/sınıfsal ilişkilerde kuşatmasıyla birlikte ortaya çıkan bir olgudur. Devlet elbette kapitalizmin sağlıklı geliştiği, siyasal ve ekonomik bağımsızlığı olan kapitalist ülkelerde de üretim araçlarına, sermaye sahip olan egemen sınıfların/egemen sınıflar ittifakının toplumu kapitalizmin işleyişi açısından kontrol eden, düzenleyen ve denetleyen bir baskı aygıtıdır. Ağır basan yön bu ülkelerde devletin karakterinin iç egemen güçlerce düzenlenip denetlendiğidir. Ülke dışı bir başka kapitalist güç egemen bir kapitalist ülkenin iç işleyişine müdahale edemez, onu kendi çıkarlarına göre düzenleyemez. Farklı güçlerin müdahalesine açık alanlar neredeyse yok gibidir. Devlet, sınıflar arası iç ilişkileri meşruiyet kazandırdığı yasal düzenlemelerle yürütür, “zor güçlerini” olağan durumlarda sahaya sürmez, ta ki sınıfsal mücadele kapitalizmi tehdit edene kadar… Klasik kapitalist ülkelerin yönetimlerini, yönetebilme fonksiyonlarını yitirmediği olağan durumlarda yönetim gel-gitleri karşısında güçlü kılan olgu, yönetici egemen sınıfların, bağımlı ülkeler egemen sınıflarına göre daha homojen, sınıfsal ilişkilerin daha net, kapitalizmi tartışma dışı bırakmak koşuluyla burjuva kültür ve yaşam biçimine adapte edilen toplumsal yaşamın daha sorunsuz oluşudur. Burjuva demokrasisinin esas olarak gelişmiş kapitalist ülkelere özgünlüğünün nedeni budur. Kapitalizmin kendisi gelişirken kendisiyle birlikte aynı zamanda geliştirdiği, bu gelişim sürecinde zorlu sınıfsal çatışmaların, toplumsal çalkantıların yaşandığı, nihayetinde sınıf uzlaşmasına ulaşıldığı, toplumsal yaşamın uzlaşı koşullarının birlikte hazırlandığı, karşılıklı hak ve yükümlülüklerin tanındığı, burjuvazinin istediği zaman bunları istediği gibi çiğneyemeyeceği, ortadan kaldıramayacağı güçlü kitlesel ve sınıf örgütlenmelerinin politik, kültürel ve siyasi etkinliğe sahip olduğu bir yönetimdir burjuva demokrasisi. Maddi koşulu budur ve ancak demokrasiden söz edebilmeniz için işçi sınıfının kazanılmış ve dokunulamayacak haklara ve örgütlülüğe sahip olmasıdır, burjuvazinin, yönetici elit sınıfların istedikleri zaman ve istedikleri kadar verecekleri, istedikleri zaman budayacakları ya da tamamen ortadan kaldıracakları, toplumun da bununla yetinmesini isteyecekleri bir ihsan değildir. Kaldı ki tartışma konumuz olmamasına karşın kapitalizmin krizlerinin sürekli arttığı ve burjuvazinin artık meşruiyet sınırları içinde yönetmekten aciz kaldığı kapitalist ülkelerde “olağan yönetme koşullarının” alarm verdiği küresel kapitalizmin günümüz koşullarında burjuva demokrasisinin kitlesel kazanımlarının ortadan kaldırılmaya çalışıldığı istatistiki bilgilerle doğrulanmaktadır. Yani klasik kapitalist ülkelerde de burjuva demokrasileri yerini otokratik yönetimlere bırakmanın eşiğindedir, bu ülkelerde de burjuva demokrasisi miadını doldurmuştur. Gelinen aşamanın zorunlu durağı sosyalizmdir.

Devamını oku...

 

Sıcak Yaz

Sanatsal Yazılar - Genel Sanatsal Yazılar

Rahmetli anam, hiçbir baltaya sap olamayışımdan yakınır, bu gidişle de hiçbir halta yaramayacağıma dair kesin kanaatini  “nem ki nem” diye kestirir atardı. Hani haksız da sayılmazdı. Daha çocukken ilkokulda çalışkanlığı köyün diline düşmüştü de, öğretmenleri ısrarla beni okutmaları için ekmek bulsa soğan bulamayan, soğan bulsa ekmek bulamayan anama babama nasıl ısrarcı olmuşlardı. Valla bu oğlan cin gibi bir çocuktu, zekiydi, hesabı da kuvvetli. Onlar da o yaşta umut bağladıkları çocuklarını ortaokula göndermişler, çocukları ortaokulda da rüştünü ispat etmiş, hep sınıf birincisi olmuştu. Köylülerimizin, benim ne olacağıma ilişkin meraklı sorularını babam köy odasında köyün erkeklerine, anam yolda belde karşılaştığı köyün kadınlarına ağız birliği etmişçesine oğlum” toktur” olacak diye içten gururlanmayla cevap verirlerdi. Babam ben çocukken ölmüştü de anam elin ırgatlığına, bağına bahçesine giderek aldığı gündelikle beni okutmaya çalışmış, anamın bu içtenlikle bana bağladığı umudu lise son sınıfa kadar sürmüştü. İşte ne olmuşsa o yılın kışında olmuş, anamın bu zeki, çalışkan oğlu lise son sınıftayken yatılı okuduğu pansiyondan da okuduğu okuldan da atılıvermişti. Oğlunun okul hayatı bitmişti. Devlet üstünden elini çekmiş, sahipsiz bırakmıştı. Bununla kalsa iyiyiydi yine ama anamın anlam veremediği, akıl erdiremediği kara günler asıl bundan sonra başlayacaktı. Oğlunun peşine polis, jandarma düşmüş, eki de bir evleri basılır olmuş, anam zırt pırt jandarma karakoluna götürülüp benim nerede olduğumu söylemesi için baskı altına alınmıştı. Gizlice ziyaretine gittiğimde “yavrum ne gavur şeymiş bunlar, bunların ettiğini yunan etmez” demişti demesine de hala ne olduğunu anlamaktan da uzaktı. Bu takibin sonuçlanması ile Üniversite hayatı başlamış, anamın oğlu “ tokturluk” mektebine girmişti. Anam “Allah o günleri bir daha göstermesin” duasını diline pelesenk etmişti ama anam için felaketin büyüğü kapıdaydı. Nedendir bilinmez ama oğul “tokturluk” mektebini bırakmış, öğretmenlik mektebine gelmişti. “Olsundu, bu da iyiydi, öğretmen çıkar kardeşlerine yardım edersin” diye de bir parça avuntuyu yüreğinde hep serin tutmuştu. Olmadı işte, öğretmenlik mektebinde de oğlu hapse atılmış, gazeteler, radyolar oğlunun anarşist olduğunu bangır bangır bağırmış, dostlar üzülmüş, düşmanlar bıyık altından güler olmuştu. Köylülerimiz de kinayeli kinayeli anamın kulağının dibinde “yazık oldu, asacaklarmış” gibi laflar eder olmuşlar, “zaten babasız büyüdü, ne olacak gobel” laflarını da uzaktan uzağa anamın kulağına aktarmışlardı.

Devamını oku...

 

Alevilerin Devrimcileşmesi mi, Devrimcilerin Alevileşmesi mi?/02

Siyasal Yazılar - Genel Siyasal Yazılar

Ülkenin ilerici kesimlerinin düşünsel pratiğinde ve hareket alanında gündeme damgasını vuran, tartışmaların odağına yerleştirilen, kapitalizmin krizlerinden soyut ve bağımsız olarak “R.T.E. den ve AKP den kurtulma” tartışmalarının neden sığı ve çözücü unsura sahip olmayan tartışmalar olduğunun irdelenmesi ve içeriğin doğru saptanması, vurgunun sınıf mücadelesine yapılması, içinde bulunulan koşullarda devrimcilerin acil görevidir.

Siyasi iktidarın, kendisiyle siyasal kopuş yaşayan Kürt halkının kitlesel katliamlarla pasifikasyonunu amaçlaması, toplumsal/kamusal alanın Sünni/Hanefi mezhebi bazında dinsel dönüşüme uğratılması ile bu kesim dışında kalan-özellikle alevi kesimi-toplumsal/siyasal yapıdan izole etmeye çalışılmasıyla yarattığı suni gündemin “alternatif sol” muhalefetini de yaratmış, bu konuda başarılı da olmuştur. Küresel kapitalizmin merkezlerinin AKP iktidarı eliyle yarattığı bu “ alternatif sol muhalefet” de kapitalist sistemin kapitalizme dokunmadan nasıl muhalif olunacağını layıkıyla öğrenerek muhalifliklerini “ etnik ve mezhepsel” sınırlar içinde perçinlemişlerdir. Elbette bu sınırlar içinde kapitalizme dokunmak olmayacaktır, Kapitalizm varlığını sürdürecek ama herkes için demokrasi olacaktır, herkes için demokratik haklar kullanılabilir kılınacaktır… Yeter ki doğuşunda toplumsal kimliği olan Burjuva Demokrasisinin ve sınıf hareketinin söke söke aldığı demokratik hak ve özgürlüklerin içinde bulunulan toplumsal kesitte bizzat kapitalizm tarafından inkar edildiği, ortadan kaldırıldığı gerçeğinin üstü açılmasın, bu örtünün altındaki pislik kitlelerin bilinç düzeyine çıkmasın… Hal böyle olunca majestelerinin görevi de “majesteleri için muhalefeti” desteklemek olacaktır. Etnik kimlik ve mezhepsel kültür üzerinden muhalif olanlar da muhalifliklerinin mükâfatını alacaklardır. Yakın döneme kadar gerçekten de mükafatlarını aldılar… Ancak bu kesimlerin kendilerine mal ettikleri muhalifliklerinin içinde zerre kadar sol olmadığı, olayları ve gelişmeleri “soldan okuma” yetenek ve bilinçten mahrum oldukları için de kapitalizm dillerinde yalnızca ansiklopedik bir sözcük, faşizm lügatlerinde Hitler düzeyine indirilen bir “istemezük” tür. Etnik kimlik ve kültürel özgürlük alanına hapsedilen muhaliflik şayet Kapitalizm öncesi dönemden kapitalist döneme geçerken sergilenen bin tavır olsaydı elbette haklı ve kendi içinde son derece tutarlı bir muhaliflik olurdu ve buna da şapka çıkarılırdı. Etnik kimlik ve kültürel özgürlükler sorunu, kapitalizm öncesi dönemin/feodalizmin çok uluslu çok kültürlü imparatorluklarının, kendi sınırları içinde tuttuğu, özgürleşmesine ve bağımsızlaşmasına izin vermediği dönemin sorunlarıdır.

Devamını oku...

 

Gülümseyin Çocuklar

Sanatsal Yazılar - Genel Sanatsal Yazılar

Hiç yakışıyor mu bahar sana, kendine nasıl yakıştırabildin taşı taş üstünde, başı baş üstünde bırakmamaya yeminli bu yaban, bu cinnet topluluğunun görünür görünmez, bilinir bilinmez yaratıklarının ensemizde hissettiğimiz soluklarının karabasana dönüştüğü melanetli günlerin şafağında allı morlu, kırmızılı beyazlı çiçeklerini sere serpe salıvermek sokaklara… Ne vurdumduymaz, ne kadar gamsızın birisin… İnadıma mı yapıyorsun, amacın beni delirtmek mi? O ne öyle sabah uyku mahmurluğunda, yarı uyur yarı uyanık halimde kumru seslerini getirip kulağımın dibinde melodiler söyletmek, binbir çiçeğin kokusunu harmanlayıp serin bahar yelleriyle burnumun ucuna sürükleyip getirmek… Sonracığıma şıp şıp esrikliğinde o köpüklü dalgaların kumsalla öpüşmesi, zeytin dallarının sanki Darülaceze gibi sahipsiz serçeleri bağrına basması, ikindi üstü ahmak ıslatan yağmur damlalarını ciddiyetimle alay eder gibi tane tane üstüme salman, ne zaman rastlasam bizim mahallenin deli mi veli mi olduğunu kestiremediğim ben ademini dudağından eksik olmayan gülümsemesiyle iki de bir karşıma çıkarmandaki amacın beni delirtmek, hasedimden çıldırtmak mı? Ne? “ Mert dayanır, namert kaçar” mı?... Kes artık şunu, yoruldum, takatim kalmadı dişlerimi sıkmaktan.

Seni hep kıskandığımı itiraf etmenin ne yeri ne zamanı… Sen de benim ne ketum birisi olduğumu bilmezlikten gelme. Ne yapayım elimde değil… Sen, bildim bileli sere serpe açılırken, benim ve benden önceki kuşağın bu meymenetsiz heriflerin ateş hattında hedef tahtasına konulduğumuzu, kimimizin kent meydanlarında, kimimizin dağda bayırda delik deşik edildiğimizi, gökyüzüne, Samanyolu galaksisi yıldızlarının sarı parlak ışıklarına son bir kez göz kırpmaya fırsat verilmeden bu yaşanası hayata elveda dediğimizi, genç ölüler olarak adımızın gazetelerin kenar sayfalarında bile geçmediğini, dostlarımızın vefasızlığını, çakalların kana doymazlığını unutmamı nasıl istersin… En şanslı olanlarımızın, ayakta kalanlarımızın sokaklara salıverdiğin rüzgarından, ensemizi yakıp geçen güneşinden yıllarca mahrum bırakıldığımızı, kimimizin kolunu, kimimizin bacağını yitirdiği sakat bir yaşama sakat bedenlerimizle tutunmak için çırpınışlarımızı mı unutturmak istiyorsun…Asma suratını öyle diyorsun, Gülümse diyorsun bana… Gel, benim yerime geç, başarabiliyorsan sen gülümse benim yerime… Çocuklukta attığım ağız dolusu kahkahalarımı hatırlatıp durma iki de bir, mutluluğun resmiyle oyalama beni, “çok şükür, çok şükür bugünleri de gördük” uzak bir zaman düşü henüz…

Devamını oku...

 
Diğer Makaleler...
Sanatsal Yazılar