Geceye Ayna Tutmak

Akşam bastırıveriyor ansızın. Gökyüzünde bir telaş, bir telaş… Ağaçların arasından bir görünüp hemen kaybolan ay, telaşa gümüş bir tüy dikerken sarı benizli Asyalı yüzüyle çocukluğumun kasabasının çıngıraklı faytoncuları düşer aklıma. Bu iyi derim. Düşüncelerimin dağılıp rahatladığımı düşündüğüm an, gözlerine yakalanırım, eşikte kala kalırım öylece. Gideceksin… Akşam esintileriyle hışırdayan dalların arasından geçip gideceksin, saçlarını dağıtan rüzgârın farkında olmadan. Sokakları hızlı adımlarla geçerken, ayaklarının altında oynaşan akasya yapraklarının da farkında olmayacaksın. Yüzünde Avrupai bir hüzünle ve bir an önce varacağın yere yetişme gayretiyle kestirme sokaklardan yürümeyi deneyeceksin. Bir anlam veremeyeceksin belki, seninle birlikte yürüyen tutkuma. “Kurtul diyeceksin gözlerimin hapishanesinden, bakışlarımın esrarından kurtul,… Devamı

San At Giz mi?

Bir belgeyi araştırırken 7. Nisan.1998 tarihli Cumhuriyet Gazetesi ve bu gazetenin aşağıda anacağım makalesinin üzerine çala kalem yazdığım notlar gözüme ilişiverdi. Adını ettiğim makale Cüneyt Akalın’ın “68,zafer mi? Yenilgi mi?” başlıklı bir irdelemesi. okumaya başlarken, doğrusu düşüncelerimin beni böylesine derinden sarsacağına olasılık vermiyorum. Övgü-yergi türünden bir şeyler bekliyorum. Benim 68’lere ilişkin bilgim “yaşamışlığımdan” gelmiyor. Her ne kadar adı anılmasa da biz 78 kuşağındanız. Yani 68’lerde henüz çocuğuz. 68 olgusunu kâh kitap ve dergilerden okuyarak, kah 68’li dostlardan dinleyerek öğrenmeye çalışıyorum. İşin özeti 20. yüzyıl yakın tarihimizde ülkemiz orijinalitesinin belleklere kazınmış –belleği olanlar için tabi- onur tarihi. Adını ettiğim irdelemeyi okudukça… Devamı

Küresel İmparatorluğun Kraliçesi Bayan Rice’a Açık Mektup

Bayan Rice; Size, “ açık mektup” yazma düşüncem, “Irak’a demokrasi getirme” düşüncenizin dünya kamuoyuna açıklandığı günlere dayanmasına karşın, iddia ve mesajlarınızı “aba altından sopa gösterme” olarak düşündüğümden, açıkçası “arenanın” bu denli kanlı olacağını kestirip, bu seyirlik oyundan vazgeçeceğinizi, kan ve kemik yığınlarından ibaret bir dekorda sahnelenen oyunun siz dâhil kimseye mutluluk getirmeyeceğini bildiğinizi umduğumdan, mektup yazma isteğimi bugüne değin erteledim. Bayan Rice; mektup yazarının bir Türk komünisti olması, tepkiyi, “ küresel imparatorluğun kraliçesine karşı duyulan hazımsızlık” olarak geçiştirmenizi belki kolaylaştıracaktır. Şimdiye değin “ateşle oynadığınıza ilişkin” komünist olmayanların bile uyarılarına sırt çevirdiğinize göre, bizim uyarılırımızı da görmezlikten, duymazlıktan geleceğinizi, hatta gülüp… Devamı

“Quo Vadis” ÖDP?

Ekonomik krizin derinleştiği, toplumun istikrarsızlaştığı dönemlerde, sistem yedek stepnelerini devreye sokarak arabanın düze çıkmasının çarelerini arar. Kimi zaman en ırkçı, şoven ve militarist siyasi oluşumlara verilen bu görev, kimi zaman liberallere, sosyal demokratlara, kimi zaman da sözüm ona “ sosyalistlere” verilmiştir. Zaman zaman da bu görevi üstlenmek için egemen güçlerin “kim daha iyisini yapar” kampanyaları düzenlediği bilinir. Ülkemizde egemen sınıflar, belki de var oluşlarının hiçbir döneminde böylesi açmaza düşmemişken ÖDP nin “ bir arada yaşamı savunalım” kampanyası ne anlama gelmektedir, bir arada yaşayacak olanlar kimlerdir, bir arada yaşayacaklar hangi ekonomik, politik ve siyasal zeminde bir araya geleceklerdir? Aslında, bu soruların… Devamı

Uygarlık Çatışması mı Sınıf Mücadelesi mi? Makalesine Dipnot-04

DİPNOT “Kitle” dergisinin 2006 Haziran sayısında ( 59 sayı) yukarıdaki başlıkla yayınlanan makalemizde “ Kapitalizm, bugün “terörist” olarak tanımladığı “siyasal İslam”ın gelişimini ve güçlenmesini bizzat kendisi yaratmış ve yarattığı bu ucubeyi de yine saldırgan ve işgalci amacına uygun olarak kullanmıştır, kullanmaktadır” denilerek, yazıya “ Küresel kapitalizme karşı bağımsızlığın, Ortaçağ gericiliğine karşı laisizmin savunulması, sınıf mücadelesinin değişik görüntüleridir” denilerek devam edilmiştir. Yukarıya alıntıladığımız tespitin “ siyasal İslamın Batı kapitalizmince yaratıldığı”na ilişkin bölümü sosyalistler dışındaki gözlemcilerce de kabul görmektedir. Belki apaçık bir olgunun dolaysız gözlemidir. Ancak, siyasal İslamın, yaratıcısı kapitalizm tarafından kullanıldığı hususu sosyalistler ile diğer gözlemcilerin ayırım çizgisidir. Konu, ırakta, siyasal… Devamı

Uygarlık Çatışması mı Sınıf Mücadelesi mi?-03

Yazımızın ikinci bölümünde, küresel kapitalizmin sözcülerinin “ tarihin sonunun geldiği”ni, “sınıf mücadelelerinin bittiği”ni, görülen çatışmaların “ uygarlıklar arası çatışmalar” olduğuna ilişkin kehanetlerine değinmiş, sınıf mücadelesinin ideolojik,örgütsel ve pratik yöneliminin doğru saptanması açısından bu karşı-devrimci tezlerin iç yüzünün açığa çıkartılmasının, devrimcilerin “ertelenemez” görevleri olduğuna işaret etmiştik. Kapitalizmin ekonomik, politik, siyasi ve kültürel olarak yeni yönelime girdiği 1990 lardan günümüze, bir dizi kavram da günlük yaşama girmiş, ancak kavramları üzerine oturdukları gerçeklikten kopartılıp soyutlanarak “ tapılan ayetler” haline getirilmiştir. Kapitalizmin akıl hocalarının tam da istediği buydu. Gündemi oluşturan kavramların üzerine oturdukları “ reel gerçekliğin” anlaşılması bakımından bıktırıcı olma pahansa kısa bir geriye… Devamı

Uygarlık Çatışması mı Sınıf Mücadelesi mi?-02

  Yazımızın, geçen sayıdaki bölümünde Huntington’un “uygarlıklar çatışması” ve Fukiyama’nın “Tarihin sonu” adlı tezleriyle, kapitalizmin yeni yöneliminin belirlendiğini, uygun hareket tarzını belirleyen kapitalizmin bütün yerküreyi “kayıtsız-koşulsuz”Pazar haline getirme histerisiyle saldırganlaşan kapitalizmin, önce zaaflarını da kullanarak sosyalist sistemi parçaladığını, giderek gerek açıkça işgal ederek, gerekse ulus devletlerin kronik zafiyetlerini oluşturan “etnik ve dini” farklılıkları kullanarak,”Evrensel Pazar”ın önündeki engelleri ortadan kaldırma çabasına giriştiğini belirtmiş, bu bağlamda kapitalizmin yeni yöneliminin doğru analiz edilmesinin ve ancak devrimci hareketin mevzilenme, ittifaklar, örgüt ve ideolojik bütünlüğünün önündeki sorunlara doğru teşhisler koyarak doğru bir hareket tarzı belirleyebileceğini vurgulamıştık.   Kapitalizm, yeni yönelimini topyekûn sadırıyla gerçekleştirmeye çalışırken amaçta… Devamı

Melankoli ve İntiharın Şairi: GERARD DE NERVAL

19. yüzyıla gelinceye kadar, toplumsal değişim nispeten yavaş ve sancısızdır. Toplumsal değer yargıları yerine oturmuş, kişilere önceden dağıtılan roller “ içselleştirilmiş” ve toplumun her kesiminde genel kabul görmüştür. Aşağı yukarı herkes, kimlerin nasıl davranacağını bilmekte ve bu “ bilinebilirlik” içinde marjinal, şaşırtıcı davranış biçimlerine genel olarak rastlanılmamaktadır.18. yüzyıla kadar olan edebiyat ve sanat eserleri ile,, eserlerin yaratıcıları ve kahramanlarının davranışları da bu “ genel kabul görmüşlük” çerçevesinde cereyan etmektedir. Sanatçıların yaşam tarzlarında ve sanat eserlerinde şaşırtıcılığa pek rastlanılmamasının nedeni budur. ( Bu genellememiz elbette, başat ve baskın sanat akımları ve sanatçıları için geçerlidir. Bu tanımlama içine girmeyen, bu dönemde “ruşeym”… Devamı

Uygarlık Çatışması mı Sınıf Mücadelesi mi?-01

20. yüzyıl biterken,  gerisinde biriktirdiği karşı devrimci potansiyel, süreci adeta “ sil baştan” dedirtircesine geri çevirdi. 1990 larda Sosyalist bloğun yıkılmasıyla, kapitalizm, yaşam damarını tıkayan, adeta sistemin boğazını sıkan tarihi bir engelden kurtulmakla her şeyi yeniden ve “ kendisine göre”  düzenleme savaşını başlattı. Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupaki Sosyalizm, Asya, Afrika ve Latin Amerika’daki devrimci mücadeleler sonucu varlığını korumaktan bile acze düşen kapitalist sistem, yerküre ölçeğinde her şeyi sisteme göre ve sistem için düzenlemenin fırsatını da yakalamış oldu. Karşı devrimci saldırı, iç içe geçmiş ve karmaşık, çok yönlü bütün saldırı araçlarını birlikte, eş zamanlı, art arda ve kesintisiz kullanmanın maddi,… Devamı

“İnsandan Sanata” Bir Edebiyatçı: MAKSİM GORKİ

“İnsanı ,yeryüzünün en güzel surette yaratılmış ve hizmete layık bir yaratığı olarak görmeye alışmadıkça, hayatımızın sahteliğini, ikiyüzlülüğünü ve alçaklığını üstümüzden atamayacağız”  Maksim GORKİ Edebiyat tarihinde onun kadar tartışılan,yerilen ya da yüceltilen bir başkası yok gibidir.Kimilerince edebiyatta bir dev, kimilerince okunması bile “zul” sayılması, yargıya ve yargıcına göre değişin Maksim GORKİ,1868 yılında Novograd’da marangoz bir babanın ve ev kadını bir ananın çocuğu olarak dünyaya gelmiştir. Asıl adı Aleksey Maksimoviç Peşkov’dur. Babasının erken yaşta ölümü ile annesi ile birlikte dayısının yanına yerleşen Gorki,11 yaşında geçim derdine düşer ve ekmeğini kazanmanın yollarını arar. Okuma yazmayı gemi aşçısından öğrenen Gorki’nin düzenli bir eğitimi yoktur.Çocukluğu… Devamı