Ali Butto

Bazen gerçekleşmesine olasılık bile tanımadığınız bir haberle karşılaşırsınız ansızın. Boş bir noktaya dikersiniz gözlerinizi, anlamsız anlamsız bakarsınız bir süre. Ay mı geçmiştir, yıl mı, yoksa gerçekten bir “an” mıdır, işte bu zaman dilimini adlandıramazsınız, ya da bildiğiniz zaman ölçülerinde bir adı yoktur bu anlamsızca boşluğa bakışların. Zihniniz haberin içeriğini kabullenmez bir türlü ama içinize de bir kurt düşmüştür.  Giderek, soğuk soğuk terlediğinizi hissedersiniz, her yanınızı ateş basar. Sanki haberin içerdiği gerçekliği geriye döndürmeniz olasıymış gibi aniden nereye ve kime olduğunu bilmediğiniz bir hamle yapar, çevikliğine kendinizin de şaştığı bir atakla fırlarsınız yerinizden. Bir eylemsizlik, bir çaresizlik an’ıdır bu. O an,… Devamı

Erasmusun Delileri

Sadece bedeninizin değil, artık beyninizin de kaldıramayacağı günün yorgunluğunun ardından ve tedirginliğinizi hane halkına hissettirmemek için sahne oyuncularını gıpta ettirecek ustalıkla sergilediğiniz rolünüzle “ gönül rahatlığı içinde” uzanırsınız yatağınıza… Beyninizde bin bir mülahaza… Evirirsiniz, çevirirsiniz olmaz. O yana döndürürsünüz, bu yana döndürürsünüz olmaz… Doluya koyarsınız almaz, boşa koyarsınız dolmaz… Sanki kafatasınızda kırk tilki dolaştırıyorsunuz da kırkının da kuyruğunu birbirine değdirmemek için kırk takla atıyorsunuzdur… Olasılıklar, endişeler, tedirginlikler korkuyla birlikte med-cezir yaşatırlar, bir gelir, bir daha gitmezler… Gerilirsiniz, kaskatı kesildiğinizi hissedersiniz, sanki damarlarınızdaki kan çekilmiştir. Bunca kalabalık içinde kapıldığınız yalnızlık hissiyle ürperirsiniz… Bir çılgınlık nöbeti, bir melankoli hali diye düşünürsünüz… Bu… Devamı

Cambaza Bak

Ekin Sanat’ın bu sayısına göndereceğim yazıyı üç kez yazıp sildim. İlk yazıyı yazdığımda ortalık ağarmıştı, noktayı koydum yattım, mesai sonrası düzeltmelerini yapıp gönderecektim. Nasıl da yorgunum, sabaha erken kalkmam gerekli, bir yığın ve yoğun mesleki iş beni bekliyor. Yattım yatmasına da, yatak diken oldu sırtıma batmaya başladı. Yazının bütün satırları, bütün sözcükleri film şeridi gibi gözümün önünden akıp geçiyor, ya da satırlar sözcükler akıp gittiklerini sanıyorlar, ama aldanıyorlar, geçmiyorlar tıkanıp kalıyorlar, üst üste biniyorlar, birbirlerinin üzerine yığılıyorlar. Zihnimden birkaç satırı, birkaç sözcüğü atlatmaya çalışıyorum, çaktırmadan. Dikkatlerini başka yöne çekmeye uğraşıyorum. Yerlerini bulmuşlar ya aldırmıyorlar bile, beni umursamıyorlar. Bu kadar rahat… Devamı

1 Mayıs 2008: Korkunun Şiddeti

İşaret, 1 Mayıs arifesi günlerinde verilmedi. Geriye gidin, yüz yıl, iki yüz yıl öncesine. 1848 Haziran ayaklanmasına, Komün günlerine kadar uzanın. Feodaliteye karşı iktidar egemenliğini emekçi yığınları peşine takarak ve onlara “özgürlük” vaat ederek sağlayan Burjuvazi, bir yandan dudaklarına yerleştirdiği sahte gülümsemelerle ortalıkta seyran edip hayranlık uyandırırken, diğer taraftan “despotizmine” karşı yığınları seferber ettiği feodal artıkların bile “ bu kadarı da olmaz” diye dudaklarını uçuklatan despot uygulamalarıyla eş zamanlı olarak tarih sahnesine çıkmıştır. “Çocuk”, ikiyüzlülüğü, riyakârlığı, iktidarını “zor” üzerine inşa etmesini “büyüdükten sonra” öğrenmemiştir, onun “zor”u iktidarını sürdürmenin biricik aracı olarak kullanmaya başlaması doğuştandır ve bu durum eşyanın tabiatına da uygundur…. Devamı

“Eğlenceliiik… Yimbeeşşş…”

Çocukluğumun geçtiği köyle kıyaslardım ortaokulu okumak için geldiğim kasabayı. Bizim köyün yanında devasa bir kütle, bir azamet heykeliydi sanki. En az beş yüz metre uzunluğundaki upuzun caddesinin tam orta yerine “ çarşı” diyorlardı. Bu sözcük bana yabancıydı ve ezberlemek için kaç kez tekrar ettiğimi bilmiyorum. Çarşının tam orta yerinde hükümet konağını soluna, topal Selahattin’in dükkânını sağına alan meydandaki Atatürk heykelini, kasabanın tenha günlerinde sanki gülümser, kasaba pazarının olduğu Perşembe günleri, babamı aramak için aralarında “kaybolma” korkusuyla koşuşturduğum, acele acele birbirini tepeleyerek yürüyen kalabalığın arasından başımı kaldırıp baktığımda kaşlarını biraz çatık görürdüm.   Kasabamızın bende bıraktığı ilk izlenim “ne kadar da… Devamı

Eylül… Eylül

“Buzlu camın arkasından seyrediyorsun dünyayı” demiştin, “bedenine ait olan gözlerin sana ait değil, olanı değil olması gerekeni görüyorsun, kaç yıl geçti, dünya değişti, insanlar değişti, realite değişti, niçin bu kadar katı olduğunu anlamıyorum, sen yaşama yön veremezsin, bunu kabullenmedin. Düşlerin bile bir gerçekliği vardır, senin yok, olmadı, hiç gerçekliğin olmadı”… Eylüldü… Akşam rüzgârında hışırdayan yaprakların “düşsem-düşmesem” ikileminde bırakıp gitmiştin. Öylece kala kalmıştım, o ana dek saydığım yıldızların sayısını da karıştırdım, oysa gökyüzündeki bütün yıldızları sayacaktım o gece. “Hintli gezginler” değildik ama ahdimiz vardı feleğe, kamburumuz çıkıncaya dek bu yolun yolcusuyduk. Bırakıp gidişinden beri bir daha hiç haber alamadım senden, arayıp… Devamı

Geceye Ayna Tutmak

Akşam bastırıveriyor ansızın. Gökyüzünde bir telaş, bir telaş… Ağaçların arasından bir görünüp hemen kaybolan ay, telaşa gümüş bir tüy dikerken sarı benizli Asyalı yüzüyle çocukluğumun kasabasının çıngıraklı faytoncuları düşer aklıma. Bu iyi derim. Düşüncelerimin dağılıp rahatladığımı düşündüğüm an, gözlerine yakalanırım, eşikte kala kalırım öylece. Gideceksin… Akşam esintileriyle hışırdayan dalların arasından geçip gideceksin, saçlarını dağıtan rüzgârın farkında olmadan. Sokakları hızlı adımlarla geçerken, ayaklarının altında oynaşan akasya yapraklarının da farkında olmayacaksın. Yüzünde Avrupai bir hüzünle ve bir an önce varacağın yere yetişme gayretiyle kestirme sokaklardan yürümeyi deneyeceksin. Bir anlam veremeyeceksin belki, seninle birlikte yürüyen tutkuma. “Kurtul diyeceksin gözlerimin hapishanesinden, bakışlarımın esrarından kurtul,… Devamı

San At Giz mi?

Bir belgeyi araştırırken 7. Nisan.1998 tarihli Cumhuriyet Gazetesi ve bu gazetenin aşağıda anacağım makalesinin üzerine çala kalem yazdığım notlar gözüme ilişiverdi. Adını ettiğim makale Cüneyt Akalın’ın “68,zafer mi? Yenilgi mi?” başlıklı bir irdelemesi. okumaya başlarken, doğrusu düşüncelerimin beni böylesine derinden sarsacağına olasılık vermiyorum. Övgü-yergi türünden bir şeyler bekliyorum. Benim 68’lere ilişkin bilgim “yaşamışlığımdan” gelmiyor. Her ne kadar adı anılmasa da biz 78 kuşağındanız. Yani 68’lerde henüz çocuğuz. 68 olgusunu kâh kitap ve dergilerden okuyarak, kah 68’li dostlardan dinleyerek öğrenmeye çalışıyorum. İşin özeti 20. yüzyıl yakın tarihimizde ülkemiz orijinalitesinin belleklere kazınmış –belleği olanlar için tabi- onur tarihi. Adını ettiğim irdelemeyi okudukça… Devamı

Küresel İmparatorluğun Kraliçesi Bayan Rice’a Açık Mektup

Bayan Rice; Size, “ açık mektup” yazma düşüncem, “Irak’a demokrasi getirme” düşüncenizin dünya kamuoyuna açıklandığı günlere dayanmasına karşın, iddia ve mesajlarınızı “aba altından sopa gösterme” olarak düşündüğümden, açıkçası “arenanın” bu denli kanlı olacağını kestirip, bu seyirlik oyundan vazgeçeceğinizi, kan ve kemik yığınlarından ibaret bir dekorda sahnelenen oyunun siz dâhil kimseye mutluluk getirmeyeceğini bildiğinizi umduğumdan, mektup yazma isteğimi bugüne değin erteledim. Bayan Rice; mektup yazarının bir Türk komünisti olması, tepkiyi, “ küresel imparatorluğun kraliçesine karşı duyulan hazımsızlık” olarak geçiştirmenizi belki kolaylaştıracaktır. Şimdiye değin “ateşle oynadığınıza ilişkin” komünist olmayanların bile uyarılarına sırt çevirdiğinize göre, bizim uyarılırımızı da görmezlikten, duymazlıktan geleceğinizi, hatta gülüp… Devamı

“Quo Vadis” ÖDP?

Ekonomik krizin derinleştiği, toplumun istikrarsızlaştığı dönemlerde, sistem yedek stepnelerini devreye sokarak arabanın düze çıkmasının çarelerini arar. Kimi zaman en ırkçı, şoven ve militarist siyasi oluşumlara verilen bu görev, kimi zaman liberallere, sosyal demokratlara, kimi zaman da sözüm ona “ sosyalistlere” verilmiştir. Zaman zaman da bu görevi üstlenmek için egemen güçlerin “kim daha iyisini yapar” kampanyaları düzenlediği bilinir. Ülkemizde egemen sınıflar, belki de var oluşlarının hiçbir döneminde böylesi açmaza düşmemişken ÖDP nin “ bir arada yaşamı savunalım” kampanyası ne anlama gelmektedir, bir arada yaşayacak olanlar kimlerdir, bir arada yaşayacaklar hangi ekonomik, politik ve siyasal zeminde bir araya geleceklerdir? Aslında, bu soruların… Devamı