Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme-26

Bu başlıkta irdelenmeye çalışılan “Ulusal Kapitalizmden Küresel Kapitalizme” yazı dizisi 25. bölümde bitirilmeye çalışılmıştı. Ancak, özellikle bağımlı ülkelerin otokratik iktidarlarının yüksek sesle efelenmelerinin küresel kapitalizmin iktidarları tarafından “ti” ye bile alınmaması son günlerin yoğun tartışmaları neredeyse bir 3. Paylaşım savaşının kaçınılmazlığına ilişkin beklentileri yoğunlaştırdı. Beklentinin gerekçelerini oluşturanlar tezlerini özellikle “Ulusal devlet” kategorisinde gördükleri Çin ile yine aynı kategoriye yerleştirdikleri ABD arasındaki hegemonya çekişmesine bağlamakta, Çin’in artıları olarak Rusya, Hindistan gibi ülkeler birlikte tasnif edilirken ABD nin müttefiklerinin kim olduğuna ilişkin bir açıklık getirilmemektedir. Soruna bu şekliyle bakışın maddi temeli yoktur. İki hegemonik güçten birisi olan Çin, deyim yerindeyse Asya’nın ABsidir, yani küresel sermaye Avrupa ayağını AB ile oluştururken Asya ayağını Çin ile oluşturmaktadır. Çinin atağı “Çin ulusal sermayesinin atağı” değildir. Küresel sermaye Avrupa’yı ve etkisindeki bağımlı ülkeleri Batıdan Doğu Avrupa’ya doğru AB ile kuşatırken, Çin, Asya Pasifiklerden hareket ederek Afrika’yı kuşatmaktadır. Yer küre Doğudan Batıya Çin’de temsil edilen küresel sermaye ile kuşatılırken, batıdan doğuya doğru da ifadesini AB de bulan küresel sermaye ile kuşatılmaktadır.

1. ve 2. Paylaşım savaşlarının ulusal kökenli tekelci kapitalistler arasındaki çelişki, küresel kapitalizm koşullarında aranmakta, adeta tarih tekerrür ettirilmektedir. Çekişme ve çelişki ulusal kökenli farklı emperyalist/kapitalist gruplar arasında aranmaktadır. Hatta kapitalizmin mevcut durumunun tahlilinde doğruya en fazla yaklaşan konusunun uzmanı namuslu Marksistler bile –Taner Timur, Ergin Yıldızoğlu v.b- sorunun kaynağını doğru tespit etmelerine karşın bizce yanlış sonuçlara varmaktadırlar. Taner Timur hoca, sermayenin kendi ülkesinden emeğin daha ucuz olduğu yerlere kaçmasını irdelerken “ Batılı hükümetler kamuoylarının da desteği ile bu hareketlere karşı çıkıyorlar ve bu konuda şirketlere siyasal baskılar uyguluyorlar… Kısaca liberal ekonomiye inanmanın mutlaka “ulusal” duyarlıkları bir yana bırakmak anlamına gelmeyeceğini batılı hükümetler her gün birçok davranışlarıyla tekrarlıyorlar” demektedir. ( Türkiye Nasıl küreselleşti? s.98)

Tespitin görünüşü doğrudur ve Taner Timur aynı incelemesinde Alman, Fransız başbakanlarının/devlet başkanlarının bu şirketleri ikaz ettiğini belirtmektedir. Sevgili Taner Timur hocam, ikaz ettiler de takan mı oldu Yalova kaymakamını… Tersine o günden bu güne sermaye daha çok yoğunlaştı, küreselleşti ve ülke dışına verimli alanlara( siz bunu sömürünün yoğun olduğu alanlara diye okuyun) çıktı. Dahası, küresel sermayeye eklemlenen bağımlı ülke sermayeleri bile artık kendi ülkelerinde kalmıyor, ucuz emek ve yoğun sömürü alanlarına kaçıyor. Yine aynı adlı incelemesinde Taner Hocadan alıntılayalım. “Yoksulluk ve sefaletin batıyla kıyaslanmayacak boyutlarda olduğu ve milyonlarca insanın işsizlik orduları oluşturduğu Türkiye’de yabancı ülkelere yapılan milyarlarca dolarlık yatırımlar alkışlarla karşılanıyor. Bu konuda Türk basınında “Brezilyaya Türk bayrağı diken” iş adamlarımızı selamlayan manşetlerden “Çin seddini aştık” çığlıkları atan yazılara kadar her türlü övgü yapılmıştır”. ( Taner Timur, a.g.e, s.99).

Öyledir hocam, küresel sermaye artık silahlı orduları ile ülkeler fethetmiyorlar. İşgalci orduların gücünden daha etkin bir güç keşfettiler… Emperyalist Sermaye…Küresel sermaye zapt ettiği ülkelere yetiştirilmiş beyinleriyle yerleşir. Küresel kapitalizmin basını da küresel kapitalizmin etkin ve etkili bir beyin yıkama silahıdır.

Belki Alman, Fransız başbakanlarının/ devlet başkanlarının sermayenin ülkeden kaçışlarına serzenişleri eskidir, biz daha yenisini söyleyelim. Bu yazının kaleme alınışından yalnızca bir hafta önce R.T.Erdoğan bir gün önce sermayenin yurt dışına kaçışına izin verilmemesini isterken, yalnızca bir gün sonra “ biz serbest piyasayız, isteyen sermayesini istediği yere götürür” demiştir. Bir gün önceki serzenişle bir gün sonraki geri adım kesinlikle bir dil sürçmesi değildir. AKP’nin “liberalizm” olarak adlandırdığı küresel kapitalizme “özelleştirme” adı altında ülkeyi nasıl peşkeş çektiğinin külleri henüz sıcaktır. AKP nin iktidar olduğu 2002 yılında Türkiye’de faaliyet gösteren bankaların sermayesinin %95 i ulusal kökenli sermaye iken 2017 yılında bu bankaların sermayesinin %90 küresel sermayenin eline geçmiştir. Benzer şekilde Türkiye’nin, yeraltı yer üstü zenginliklerinin “özelleştirme” adı altında küresel sermayeye peşkeş çekilmesi AKP iktidarınca övünç kaynağı, AKP iktidarının başarısı olarak sunulmuştur. Sermayenin karlı alanlara kaçmasına serzenişte bulunan Alman ve Fransız yetkililerin, “Ulusal” olarak adlandırdıkları Fransız ve Alman ulusal kökenli tekelci kapitalizminin sermayesini Küresel kapitalizme nasıl eklemlediği ve küresel kapitalizmin en kristalize örgütü AB nin kucağına nasıl attığı bilinmeyen hikâye değildir. Hal böyleyken serzenişin amacı nedir?. Henüz köprü geçilmemiştir, ulusal kökenli tekelci burjuvazinin iktidar üzerindeki etkisi tamamen kırılmamıştır, yani bir süre daha ayıya dayı denecektir, mecburiyettendir…

Ulusal kökenli tekelci kapitalizm ile küresel kapitalizmin iktidar bağlamında ayırıcı özelliği şudur: Kapitalizmin, Emperyalizm aşamasında her bir emperyalist kapitalist ülke iktidarları pazarların ele geçirilmesi, genişletilmesi, denetlenmesinin iktidar bazında egemenidirler. Bir emperyalist ülkenin pazarı bir başka emperyalist ülkenin tehdidi altındadır. Bu nedenle tek tek emperyalist/kapitalist ülke iktidarları o ülkenin ulusal kökenli tekelci burjuvazisinin iktidarıdır. Bu iktidarların merkez kapitalist ülke içindeki dokunulmazlığı-moda deyimle kırmızıçizgisi- ülke sınırlarının dokunulmazlığıdır. Bunu sağlayan aygıt da tekilci burjuvazinin iktidarıdır. Askeri, mali güç, bürokrasi, hukuk sistemi, eğitim gibi devlet aygıtının donanımı bu amacın yerine getirilmesine göre düzenlenmiştir. Her bir emperyalist kapitalist ülke hegemonya yarışında diğer emperyalist kapitalist ülkeye karşı teyakkuzdadır. Bunlar arasındaki pazarlara hâkim olma, ele geçirme çelişkisi 1. ve 2. Paylaşım savaşlarının nedenidir. Çelişkinin karakteri sermayenin yoğunluk derecesine bağlıdır, yoğunluğun derecesine göre yön değiştirmektedir.

Küresel kapitalizmin ayırıcı yanı ise, küresel sermaye gücünü ulus devlet iktidarlarından almaz. Sermayenin ulusal karakteri bitmiştir. Ulusal sınırlar içinde gelişip semirilen sermayenin yoğunluk derecesi ulusal sınırlara sığmamaktadır. Bu nedenle rahminde hayat bulduğu ulusal sınırlar küresel sermaye için artık çekilmez bir yüktür ve bundan kurtulmak, ulusal sınırları yıkarak tüm yer küreyi Pazar haline getirmek ve sermayeye rahat hareket edebileceği alan sağlamak küresel kapitalizmin ayırıcı, karakteristik özelliğidir.

Bu olgu tekelci kapitalizm döneminde tanık olunmayan yeni bir çelişkiyi ortaya çıkarmaktadır. Küresel kapitalizm, yalnızca bağımlı ülkeleri tehdit etmekle yetinmez, aynı zamanda ulusal kökenli tekelci kapitalizmi de tehdit etmekte, bu kapsamdaki tekellerin pazarlarını ele geçirmekte, hakimiyet sağlamakta ve tekelci kapitalizmin egemenlik alanlarını ele geçirmektedir. Bu bağlamda, gücü henüz dibe vurmayan, ancak panik halindeki tekelci kapitalizm küresel kapitalizme karşı varlığını koruma çabasındadır. Ulusal kökenli tekelci burjuvazi adeta kendini küresel kapitalizme karşı korumaya almış, küresel kapitalizmin güçlü vuruşları karşısında savunmaya geçmiştir. Bu gün ulusal devletlerarasındaki çelişki olarak algılanan olay,  küresel kapitalizmin tehdit ettiği bu ülkeler tekelci kapitalizminin küresel kapitalizme karşı tepkisidir ve bu şekilde okunması gerekmektedir.

“Ulusalcı, milliyetçi” tepkiler lanse ederek  İngiltere’nin AB den çıkması, Trump’un ABD başkanı seçilmesi,Avrupa’da etnik ve milliyetçi dalganın yükselmesi, bağımlı ülkelerde otokratik/faşizan eğilimlerin iktidara taşınması İngiltere ve ABD ulusal kökenli tekelci kapitalizmininoperasyonudur. Tekelci kapitalizm bu iktidar yapılarıyla kendi varlığını korumayı amaçlarken, küresel kapitalizm de bu iktidarların otokratik/faşizan karakterinden memnundur ve antikapitalist tepkilerin zor yoluyla bastırılmasını amaçlamaktadır. Tahterevallinin iki ucuna benzeyen, bir inen bir çıkan bu iktidarlar bir yandan tekelci kapitalizmin kendiniküresel kapitalizme karşı koruma aracı görevi görürken, diğer yandan küresel kapitalizm için antikapitalist tepkileri faşizan yöntemle bastırmanın aracıdır. Tekelci kapitalizm ile küresel kapitalizm bağımlı ülkelerin geniş pazarlara açılmasında birlikte hareket etmekte, antikapitalist dalganın bastırılmasında ortak amaçta birleşmekte, ancak tekelci kapitalizmin kendine ait sandığı, kendine hizmet edeceğini varsaydığı, popülist halk kitlelerinin etnik/ milliyetçi desteği ile iktidar atağına geçtiği iktidarların bu kesimler adına gürültü koparması, sömürü ve baskıdan bunalan kitlelerin avutulmasından başka bir anlam taşımamaktadır. Bu olgu, altı küresel kapitalizm tarafından oyulan ulusal kökenli tekelci kapitalizmin gürültücü karakteriyle, küresel kapitalizmin sessiz ve derinden giden karakterini de açığa vurmaktadır. Tekelci kapitalistlerin kendilerine ait olduklarını sandıkları iktidarlar,zaman zaman örneğin gümrük duvarlarının yükseltilmesi, ithal ikameci yöntemlere başvurma gibi kendilerini korumaya almaatağına geçseler de, karşılarına çıkan küresel kapitalizmin egemen gücü karşısında geri adım atmaktadırlar. Sontahlilde bu iktidarların küresel kapitalizm karşıtı tavır almaları beklenemez.  Sermayenin ulaşmış olduğu yoğunlaşma bu iktidarları hizaya sokma yetkinliğindedir ve görüntü ne olursa olsun, gürültü ne kadar kulakları tırmalarsa tırmalasın, eninde sonunda küresel kapitalizmin iktidarı olmak zorundadırlar. Bu iktidarların birkaç öfkeli çıkışla ulusal kökenli tekelci burjuvaziye göz kırpmasının inandırıcılığı yoktur. Tekelci kapitalizmin iktidardaki gücü nispidir ve gürültü koparan güç de bu nispi güçtür. Gürültücü bu güçle küresel kapitalizmin egemen gücü arasındaki bu düellodan savaş çıkmaz…

Yer işareti koy Kalıcı Bağlantı.

Yorumlar kapatıldı.