Karşı Kıyılar

“Dünyada faşist hareketler hızla güçleniyor… Seçimle yönetime gelen sağ iktidarlar birbiri peşi sıra faşizan uygulamalarıyla dikkat çekiyor… Güvenlik gerekçeleriyle, yasal yetkilerini de aşarak bir taraftan devletin yerleşik bürokrasi, yargı,  ordu ve polisini amaçları doğrultusunda kadrolaştırırken, diğer yandan ırkçı ve dinci seçme kadrolardan özel silahlı güçler oluşturuyorlar… Denetleme, takip ve sindirme halkta korku ve paniğe yol açıyor, halk seçimle gelen bu iktidarların seçimle gideceğinden kuşku duyuyor”… (Basından)… Çocukluğu, muhafazakâr ve dar bir çevrede geçmişti. Bütün akranları gibi büyüklerinin övgülerine mazhar olmak için bir günde şu kadar duayı ezberlemeli, bir haftada elif cüzünü, on günde emme cüzünü ezberleyip, köy meydanında büyüklerinin alaycı… Devamı

Çatışma

Akşam ansızın inivermişti. Nerede ve ne zaman peyda olduğu anlaşılmayan, gri, siyah, beyaz pamuk yığınları gibi üst üste bindirilmiş bulutlar kaplayıverdi gökyüzünü… Çepeçevre kuşatılan güneş, gece yarısı baskınlarına uğrayanların tecrübesiyle penceresinin ışığını söndürüp dağların arkasına çekildi.  Kırçıl tepelerin arkasına sarkarken, koca çınarın göklere yükselen dallarının arasından yavaşça süzülüp, çınarın her bir yaprağını ayrı ayrı öperek veda etmeyi de ihmal etmedi. Güneşin, kendisini kuşatmaya alan bulutlara karşı savunmasını anlamayacak bir şey yoktu da, kendisine de bir veda işareti gönderebilirdi. Güneş, çınar ve kendisi… Güneş hayat verecek, çınar kocaman yapraklarının gölgesinde yorgunları dinlendirecek, kendisi haramilere karşı büyük insanlığın koruması olacaktı… Alınmıştı kendisine… Devamı

Meydanda bir gün

Hani, insanın “saplanacak yer aradığı” günler vardır ya, gökyüzünün tepenize bindiği, yeryüzünde bastığınız toprağın ayağınızın altından kaydığı, nereye basacağınızı bilmediğiniz ve nereye baksanız bütün ufkunuzu kara bulutların kapladığı günler… Şayet inançlı biriyseniz “ hatırladıkça göğsünüze karabasanların çöktüğü, nefes alamadığınız, Allah bu günleri bir daha göstermesin” diye iç geçirdiğiniz günler… Şayet bencileyin itikadınız kıt ise “vurun ulan vurun, ben kolay ölmem” dediğiniz “günlerdi. Simit satsanız güvenlik soruşturmasına çarptığınız, ayakkabı boyacılığı yapsanız sabıka kaydınızın “münasip” olmadığı gerekçesiyle boya sandığınızın asfaltta parçalandığı, zemheri soğuklarında üşümeyi, ağustos sıcaklarında terlemeyi unuttuğunuz, devr-i iktidarın sizi dize getirmeye yeminli intikam tugaylarının burnu kokuyu sektirmez tazı gibi kokunuzu… Devamı

Gün ağarmadan

Nasıl ve nerede başlardı hayatlar… Mesela nüfus cüzdanınızın hanelerinde doğum gününüz ay ve yılıyla yazılardan mısınız? Yoksa ilk nüfus cüzdanını ilk mektebe kaydolurken mecburiyet nedeniyle köy muhtarının arada beş on yaş farkı olanların tümünü günü, yılı, ayı aynı tarihli yazdırılanlardan mısınız? Mesela anneniz sizi dizinin dibine yatırıp masum, ak pak yüzünüzü seyrederken doğum sancısının hangi eş dost sohbetinde ansızın bastırmasıyla, komşunun arabasıyla filanca özel hastaneye nasıl yetiştirildiğini, dünyaya attığınız ilk çığlığınız duymanın mutluluğunu anlatırken sizin de annenizin nur yüzünü hayran hayran seyretmenizden daha insani ne olabilir ki… Ya da o güne değin hiç merak edip dikkatinizi çekmemesine rağmen şöyle kemale… Devamı

Yansıma

O yaz gecesi birkaç arkadaşıyla birlikte oturduğu bahçenin ufku örten koyu yeşil dalların arasından seçmişti karartı halindeki hareketli siluetleri… Her biri diğerinden rahat görünmek için tedirginliklerini içlerine bükmelerine karşın, her birinin tedirginliği diğerini bastırıyordu… Sohbet dedimse öyle yaşlarının gerektirdiği yeni yetmelere mahsus konu ne aşık oldukları kızlara ilişkin Keremvari yangınlar, ne karıştıkları kavgada karşı taraftan bir çimdik bile yemeden Zaloğlu Rüstem’in gürzüne rahmet okutan yumruklarıyla arka arkaya yere serdikleri delikanlı bozuntularıydı… Her biri savaşı, faşist saldırılara karşı savundukları mahalle cenginden ibaret sanan, ruh halleriyle bütün dünyadaki bizimkilerin bütün cephelerdeki savaşlarını üstlenen cephe komutanlarıydı. O günkü sohbetin konusu da buydu. Ülkede… Devamı

Tarla Kuşları

Büyük şehirlerin en meşhur mahallelerinin, en bilinen semtlerinin sıradanlaşmış yaşamların pek anlam veremediği, arkadaşlıkları, dostlukları, düşmanlıklarının kendine mahsusluklarının içine girilemeyen, mavi, beyaz gri, renklerin binlerce ara tonlarının oluşturduğu,  dünyalar kurmada misli menendi olmayan “kent apaşlarının” mekân tuttuğu adresleri olmasının bir sırrının olup olmadığına ilişkin ne eski kutsal kitaplarda ne sayfalarından bilgi sızan ansiklopedilerde rastlanır, ya da vardır da ben ben de bilmiyorum.  Tanırım bu mekânları… Bir zamanlar eğlence merkezlerinin, kısa eteklerinden dolgun kalçaları, devirme yaka gömleklerinden göğüsleri dışarıya fırlayan kenar mahalle dilberlerinin, rakı kadehinde kederlenen, caddelerde efkârlanan bıçkın delikanlılarının gece âlemlerine aktığı mekânlardır.  Nerede o günler… Çapkın kocaların, yeni yetme… Devamı

Karınca Duası

Şehre yeni taşınmıştım, nafakayı sağlamam için “gel, hallederiz” demişti de öyle gelmiştim zaten… Pek karışanının görüşeninin olmadığı bir kahvede garsonluk yapıyordu… Ben biraz, nasıl söylemeli maruzatım var, onun çalıştığı kahveye tesadüfen gideceğim, birbirimizi tanımayacağız… Sabahtan akşama tabanlarım patlıyor, geç vakitlerde mahalleye dönüşümde yorgunluktan fırsat bulursam uğradığım kahvede bir çay içimlik sohbetler esnasında garsonla bakışlarımızla selamlaşıyoruz, birbirimize yanaşmıyoruz, ben müşteri o garson… Isındığım birkaç kişiyle sohbet ediyoruz… Çoğu mevsimlik işçi… Ben yaşta biri kahvenin garsonu, iktisattan terkmiş “benim iktisatçılığım bu işe yaradı diyor, istersen seni yanıma çırak alayım, sonra terfi eder garson olursun”… Bir sessizlik çöküyor ortalığa, içimden “ bu ne… Devamı

Gölge

İçinden geldiğim yaşamın çocukluğunda her şeyin bir duası vardı, onsuz yataktan kalkılmazdı, yemek yenmez su içilmezdi, hatta bir canlıya ya da cansıza bile el sürülmezdi. Dua tanrı kelamıydı, bütün kötülüklerden, musibetlerden, arsızlıklardan, hırsızlıklardan koruma kudretine sahipti. Hırsızlık günahtı, çalmak haram… Bu yaşamın ayrıksı bir çeşnisi, zaman zaman birkaç veledin bir kümesten yumurta aşırması ya da komşunun bağından bahçesinden birkaç erik koparmasıyla sınırlıydı. Evlerinde olmayan bu “ “fazlalıkları” gören anaları, süpürgenin sapını cingöz çocuklarının kıçına yapıştırır, “ bu eve haram girmedi” deyip hızını alamaz, bir tokat daha aşketmek için çocuklarının arkasından koşardı. Kimin aklından geçerdi ki hırsızlık, tövbe haşa… Konu komşunun… Devamı

Göl

Çocukluğunda rüyalarını süsleyen büyük şehir yaşamı, artık bir doygunluk, çekilmez bir bıkkınlık halini almıştı. O fırtınalı günlerde bir avuç arkadaşıyla, hayatın devamı için bir zorunluluk, bir olmazsa olmazlık kazanan devrim mücadelesinin karmaşık dehlizlerinde gezinirler, sabahlara kadar içtikleri birinci sigarasının kül tablasında yatan izmaritlerinin alaylı bakışları arasında herkesin ittifak olduğu devrim meselesinin öncelikli konuları karşısında hep muhalif kalırdı. Fırtınanın gemilerini karaya oturtmasıyla her biri bir yerlere savrulmuş, darmadağınık olmuşlardı. Olsundu be, hayalleri bile cihan değerdi, sonra hayali olmayanın gerçeği de olmazdı ki… O dönemden kalma tek tük arkadaşıyla köşe bucak karşılaştığında sanki aradan yıllar geçmemiş, köprülerin altından çok sular akmamış gibi… Devamı

Erken açan çiçekler

Akdeniz ikliminin insanın içine işlediği en soğuk günlerinden birisi… Rüzgâr poyraz esiyor… Dondurucu soğuk içinize işliyor, dişlerininiz takırdıyor… Ayağınızı yere berkiterek basmasanız, neredeyse asfaltı sökmeye ahdetmiş fırtına, havaya savurduğu çatıların arasına sizi de katıp bir yerlere savuracak… Bir kamu kuruluşunun bahçesinde birbirine mesafeli ağaçların dalları fırtınaya karşı sanki bir dayanışma örneği sergiliyormuşçasına dallarını yukarıdan birbirlerine kenetlemişler… Fırtına, Derinlerdeki köklerine tutunan ağaç gövdelerine karşı amansız saldırılarını aralıksız sürdürüyor. ”Bu size az bile” dercesine, sanki bir eksikliği tamamlıyor gibi bindiren sağanak yağmurda herkes birbirine çarparak sığınacak bir korunak arıyor. İtiş kakış sığındığımız üstü kapalı otobüs durağında kadınlı erkekli insanların arasına birkaç sokak… Devamı